Ersal Özkan
23 Aralık 2010 Perşembe
Şehir sevdamıza Gölge
Yalnızlığım
Serseri arsızlığım
Sana olan sevdam.
Ve ben her şeyi anladım,
anlattım da,
Bir sana kendimi anlatamadım.
Heyhat!
Anlamadığına bakmadan,
Ben büyüdüm diyordu.
Çocuk!
Kelimelerinle büyüdüm.
Cümleler kuruyorum
Maviye dair
Tıpkı benimde senin gibi
Sevdiğim var
Kim bilir?
Bilebilir misin?
Ey gecelerin adamı
Beni de köpükten kelimelerine sarabilir misin?
Uzun zaman oldu.
Teninde uyumayalı
Katran geceleri utandıran kahvaltılar yapmayalı
Hatırlar mısın?
Mutluluğumuza nazar değmişti de
Kırılmıştı omlet yaptığın tabak!
Kırılmıştı simli aynalara düşen suretimiz.
Hani “aşık, maşukun aynasıydı.”
Oysa aynayı hiçbir zaman görememiştik ki
Bir birimizi görelim.
Söyle şerefine
Boş kadehleri kırdığım
Kurşun yalnızlığım
Sende özlüyor musun namlu sıcaklığında
Menzil nöbetlerini
Seninde düşlerinde ben var mıyım hâlâ,
Yoksa kuruntu mu bu, kur mu?
Geceyi gündüze bağlayan
Söyle ne yapsın altı aylık ömrü olan kumru
Yoksa kırlangıç mı; aylık ömürleri, kumrudan çalan
Şimdi al senin olsun
Gurbetteki öğretmenin gözyaşları
Fakat
Ne olur bana saçlarında kaybolan ellerimi ver!
O eller ki silemez oldu gözlerini
Biliyor musun?
Sen büyürken
Haramilerde büyüdü şehirde
Bir bir parsellediler oyun alanlarımızı,
Hacıveyiszade hocamızın yalın ayak yürüdüğü
Basmaya kıyamadığı sokakları
Sattılar
Satarken
Günahla takas ettiler, sevapları
Ve, o gün
Bu gün
Ben sana,
“seni seviyorum” diyemiyorum.
Velhasıl
Güzel yüzlüm.
Gel biz, vazgeçelim bu şehirden!
Belki büyü bozulur
Tutuveririm elinden
Tutar mısın?
Söyle,
Saçlarına aşina kalem tutan küflü ellerimden
Söyle!
Şehrin kirliliğine ağlayan çocuk
Gel desem gelir misin peşimden?
|