Yazarlık hayatımda kaç gazetecinin ölümünü yazdım unuttum.
Boğulma
Trafik kazazı
En çokta kalp krizi
Onları…
Kamuoyunun vicdan elçilerini
Çok erken aldı bizden
En son,
Asla son olmayan gerçekte
Henüz elli beşinde “Ali Galip ağabeyi
Şiir yürekli,
Yazdıklarıyla dağları yakan çoban ateşlerinin öznesi
Uzun yıllar birlikte bir köşeye
Köşe dönmeden ortaklık ettiğimiz Ali Galip ağabeyi kaybettik.
Biliyorum bu kayıpla
Cümle âlem susar
Asıl susan ise “Yazan’ının” kalemidir
Mehmet Gazel’in, Galip Yenikaynak’ın…
Çok önceden gittiği yere şiir kanatlı kuşlar uçar
Zümrüt-ü ankaya takılır cümlelerimiz
Okuduğun kızım binlerce öykü yanar
Ali Galip’i çağıran ses
Kulağımıza fısıldar:
“Siyah saç ak defterle geldik, Ak saç siyah defterle gidiyoruz…
”Yazılası en manidar kelime dilimizin en aşina olması gereken söz ” ölüm ” düşer.
yazı yazdığımız, takva dedemizin göz nuru gazeteye…
Selimiye caminde kıyama dururken
Hz. Mevlana gelir aklımıza
"Kafes içinde bir kuşu bahçeye koysan zavallı kuş dışarıdaki hemcinslerine özenir, bahçeye çıkmaya can atar. Bunu başaramasa bile o hevesle başını ayağını dışarı çıkarır. Ama hemen yanı başında pusuya yatıp onun çıkmasını gözeten bir kedi varsa o zaman can korkusuyla ister ki kafesin içinde yüz kafes daha olsun."
İşte ölümden korkanlar gerçekte ölümün arkasından gelecek olan şeyden korkanlardır
Ölüm, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir mekan değişikliğidir, bir vücut yenilenmesidir, sonsuz bir hayat davettir, bir başlangıçtır, sonsuz bir hayatın girişidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir yaratılma ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir yaratılış ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.
Hiç bir mefhum mevt kadar düşündürmez, derinlere işlemez zira… Ölümü hatırlamak; sonu görmek gerçeği bilmek dünya maksadının farkına varmaktır. Ne kadar çok yazıp ne kadar çok okusak ta tam manasıyla kavrayamayız ölümü. Bu yüzden gücümüzün yettiğince eda ettiğimiz ibadetlerimiz ölümü korkmadan beklememize vesile olmaz, Ölüm soğuk olsa da zaman zaman gözümüzde…
Son tahlilde, iyi bilinmeli ki; fazla söz Kuran’a yakışır darbımeselinden yola çıkarsak, ölüm hayatın kafiyesidir.
Her mısrasında hayat ile ölüm kucaklaşır.
Bu, ömre güzellik katan, öyle bir elbisedir ki, bembeyaz!
Ölümü hiç unutmayanlara bir başka yakışır..
Ölüm hayatın kafiyesidir gül beyaz
İnsanı başıboşluğun ve manasızlığın cenderesinden çekip alır.
Ölüme yer vermemiş bir ömür, çürümüş bir limona benzer küf yeşili.
Ve ölüm, hayatında kendisine yer açanlara Zümrüdü Anka kuşunun kanatlarında tüy gibi hafif gelir. Elindekilerin birer “ödünç” olduğunun şuurunda olanlar ölümü, emaneti sahibine teslim etmenin kolaylığıyla karşılar
Ne mutlu ki bu hayatın çınar altı bir gölgelenme olduğunun sırrını keşfedenlere…
Emaneti layık-i ile verebilenlere!
“Allahu Ekber” derken hoca kendimize geliriz.
İşte o emaneti layığı ile taşıyan Ali Galip Ağabey uğurlanır ebediyete
Ve biz, o teselli ile döneriz
Bize asla teselli olmayan dünyalık eğlenceliklerimize
Ve yazılarında ki Takkeli dağ yanar
Sen en sevdiğin şarkılardan birini söylersin
"Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
Alıştım hasretine gel desen gelemem ki..."
Gelmemenin çaresinde biz yanarız!
Başta Yeni Meram gazetesi olmak üzere; tüm basın camiamızın ve sevenlerinin “başı sağ olsun”