Hangimiz daha beyaz!
Yazmayalım yazmayalım diyoruz… ama gelin görün ki yazmak zorunda kalıyoruz.
Eleştirmeyelim, eleştirmeyelim diyoruz… ama gelin görün ki eleştirmek zorunda kalıyoruz.
Yapmayın, etmeyin, günahtır diyoruz… ama gelin görün ki kimse iplemiyor.
‘ Susma, sustukça sıra sana gelecek.’ten korktuğumuz içinde konuşuyoruz.
Konya ‘Marka’ Şehir. Diyor birileri, bir ayağa kalkıp alkışlamadığımız kalıyor. Oysa ki marka olmak için, birçok özelliğin olması gerekiyor. En başta da ‘beyin’.!
Allah’tan bir Hz.Mevlanamız, birde Konyasporumuz var!
Konya’sporu’ daha önce yedik bitirdik. Bir tek Mevlana kaldı diyorduk ki, meğer o nu da yemiş bitirmişiz.!
Unesco tarafından Mevlana yılı adlandırılan yıl bile kendimizi tanıtamadık. Mevlanayı dünya tanıyor, onun tanınmaya, tanıtılmaya ihtiyacı yok. Ancak Mevlanayı tanıtmak Konya’yı tanıtmak Marka yapmak anlamını taşıdığına göre, yeterince Mevlanayı …!
Evet şimdi sıra ‘ yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal ‘ kısmına geldi. Hz.Mevlana’nın tanıtılmaya ihtiyacı yok, Konya’nın var demiştik. Peki Konya’nın tanıtılmasında, marka olmasında Mevlana bu işin neresinde… Reklam bölümünde mi?, yoksa Ulviyet bölümünde mi?... ikisinde de olmalı… ‘iki yüzlü’ insanlar, sağa dönünce, reklamı, sola dönünce de ulviyeti görüyorlar. Hatta yüzlerinde ki maskeyi çıkarttıklarında büyük RANT’ı.
Marka olmak için, illa ki şehircilik anlamında birçok şeyi yapmak ve yerine getirmek gerekiyor. Ama bizlere öncelikle, şehir için çalışacak, projelerini şehir için üretecek, ‘BEYİN’lere ihtiyacın olduğu da bir gerçek.
İşte şehrimizin iki markası
1- Hz.Mevlana; için bugüne kadar ne yaptık. Ne yapmadık!
• Hz.Mevlana için mesnevi kitaplarını birçok dile çevirdik… (çevirdiğimiz dillerin ülkelerinde değil, konya’ya gelen misafirlerin eline tutuşturduk.)
• Hz.Mevlana’yı birilerine kaptırmaktan korktuğumuz için, filmini yaptırmaya kalktık. Ama sadece kalktık…
• Hz.Mevlana’nın çizgi filmlerini sadece basın huzurunda tanıttık. Tamamını ne gördük. Ne vatandaşa gösterebildik.
• Mevlana’yı insanlığa değil! Bürokrasiye sunduk. (Şeb-i Arus günü)
• Mevlana törenlerini Ahmet Özhan’a mahkum ettik.
• ‘Gel gel, ne olursan ol yine gel’ diyen Hz.Mevlana’nın sözünü hiçe sayarak, Bülent Ersoy’u davet etmekten bile kaçındık.
• Hz.Mevlana törenlerine iki gün kala (yumurta ağza geldiği zaman)yolları asfaltladık, kaldırımları döşedik, yerli ve yabancı turistti toz duman içinde bıraktık, esnafa kan ağlattık.
•
2- Konyaspor; için bugüne kadar ne yaptık. Ne yapmadık!
• Eskiden konyasporun maçını evimizdeki tüpü, halıyı satarak izlemeye giderdik. Şimdi TRT’den izliyoruz.
• Eskiden yöneticiler Konyaspor aşkı ile görev alıyorlardı. Şimdi reklamlarını yapmak için.
• Eskiden yöneticiler kulübü borç batağından kurtarıyorlardı. Şimdi borç batağına sürüklüyorlar.
• Eskiden haciz memurlarını sadece görev alanlarında görüyorduk. Şimdi Konyaspor kulübünün kapısında.
• Eskiden şehrin, belediye başkanı, milletvekili maça gelip izliyorlardı. Şimdi belediye başkanı (aradığınız telefona ulaşılamıyor, mobil telefonu kapalı yada kapsama alanı dışında. Lütfen tekrar deneyiniz), milletvekili Pazar günlerini piknik yaparak, sonuçları sanal alemden izliyorlar.
• Eskiden taraftarlara saygı duyulur, destek olunur, 12. Adam denirdi. Şimdi taraftarlarımızı polisin elinden zor alıyoruz.
• Eskiden taraftar sahada futbolcusuna, yöneticisine sahip çıkardı. Şimdi i..e, o…çocuğu.. sloganları ile yöneticilerine futbolcularına küfrederek ‘sahip’lenmeye çalışıyor.
• Eskiden taraftar attığı sloganlarla, astığı pankartlarla, 90 dakika verdiği destekle rakiplerini korkuturken, şimdi kendi yöneticisiyle , futbolcusuyla uğraşmaktan, rakiplerini korkutamıyor.
Bu örnekleri daha da çoğaltabilirsiniz… her iki konu içinde.
Herşeyden önce, Konya’nın ‘MARKA’ bir belediye başkanına, MARKA işadamlarına, MARKA insanına, MARKA sivil toplum kuruluşlarına, MARKA bürokrasisine ihtiyacı var.
Tabiiki… kendimizi unutmadım. Bunlarında ötesinde MARKA basınına ihtiyacı var. ( gerçekleri yazabilen, konuşabilen, kamuoyuna olduğu gibi aktarabilen)
Peki biz bu olayların neresindeyiz.
TAM ORTASINDA…!
Bu şehir ortada kaldı. (haritanında tam ortasındayız)
Şimdi kendimize soralım ve şapkamızı önümüze alıp düşünerek cevaplayalım.
HANGİMİZ DAHA BEYAZIZ.?